Yazar: Osman Duru
Bazen bir duvarın önünde durursun; öyle yüksek, öyle aşılmazdır ki, sadece o duvara bakarken hayatın akıp gider. “Olmayınca olmaz” dersin ya hani, işte o nokta… Öyle bir “olmaz” ki o, sanki evren senin için tüm kapıları kilitlemiş, anahtarları da denize atmış gibi hissedersin. Bir daha hiçbir şeyin düzelmeyeceğine, o güneşin senin sokağına bir daha asla uğramayacağına kalpten inanırsın.
Etrafına bakarsın; herkes bir başarı öyküsü anlatıyor. LinkedIn profilleri parlıyor, akşam yemeklerinde kimin ne kadar büyük işler başardığı havada uçuşuyor. Sen ise sadece dinlersin. Dinlemekten yorulur, başkalarının parıltısı altında kendi gölgenin içinde kaybolursun. Yaşamanın o meşhur huzuru değil, huzursuzluğu sarar içini.
İçindeki ses başlar o bitmek bilmeyen sorguya:
“Ben neden yapamadım? Neden hep ben takılıp düşüyorum?
Koşarsın… Nefesin kesilene kadar. Tökezlersin, düşersin, kalkarsın; tam “tamam” dersin, yine yerdesin. Şunu bilmelisin ki dostum, koşmak adalettir. Koşmak, hayattan hak talep etmektir. Ama her seferinde düşmek, her seferinde geride kalmak bir “kusur”dur. Ve müjdemi isterim: Kusursuz kimse yoktur. Bizi biz yapan, o her sabah aynada kapatmaya çalıştığımız çatlaklarımızdan sızan ışıktır.
Şimdi size o klişe gelişim kitaplarındaki, o ucuz motivasyon konuşmalarındaki lafları etmeyeceğim. “Başarı merdivenlerini kimse elleri cebinde çıkmadı” gibi bayat cümlelerle vaktinizi çalmayacağım. Ya da “Taşıyamayacağın yükü yüklemezler” gibi teselli zırvalarıyla aklınızla dalga geçmeyeceğim. Hepsi yalan, biliyorum. Hepsi boş birer gürültü.
Gelin, acı ama gerçek bir tabloya bakalım: Emin olun, belki de hiç kazanamayacaksınız. Emin olun, hiçbir fark yaratamayacaksınız. Çünkü hayat bir matematik problemi değil, son sayısı daima şansa bakan kör bir kumardır.
Kurtuluşun Tek Yolu: “Siktir Et” Dönemi
İstediğiniz her neyse, sizi uykusuz bırakan, ruhunuzu kemiren o hırs her neyse; ondan vazgeçin. İşte paradoks burada başlar: Siz kovalamayı bıraktığınızda, her şey size gelmeye başlar. Hayatınızın o muazzam “Siktir et” dönemine girmelisiniz artık.
- Lüzumsuz konuları? Siktir et gitsin.
- Vefasız aşkları, bitmek bilmeyen yasları? Siktir et gitsin.
- Geceleri kafanda kurduğun o devasa, dünyayı kurtaracak ama seni bitiren düşünceleri? Siktir et gitsin.
Unutma ki kıymetli dinleyicim, sen siktir etmedikçe, hayat seni hırpalamaya devam edecek. Sen “Bana yakışmaz, ben yapmam” deyip erdemli durduğun her köşede, başkaları o yakıştıramadığın her şeyi sana yaptı. Kimse senin o ince ruhun için sana madalya takmadı.
Öyleyse bırak ipler kopsun. Bırak o merdivenin basamakları kırılsın. Sen o basamaklara tırmanmaya çalışmak yerine, merdivenin dibinde oturup bir sigara yakmanın (ya da bir çay içmenin) keyfine bak.
Kusurlarınla, başarısızlığınla, o muazzam “olmamışlığınla” barış. Çünkü en büyük özgürlük, bir şey olmak zorunda olmadığını anladığın andır.
Kendine dikkat et kıymetli dostum, bu karanlıkta yalnız olmadığını bil. Seviliyorsun.
